serendip ya da hasbel kader mutluluk

serendip ya da hasbel kader mutluluk

28 Nisan 2017 Cuma

Yapmaya ara, olmaya izin ver!



Küçükken siz de hızla dönüp dönüp dönüp bir anda durarak odanın, eşyaların nasıl dönmeye devam ettiğini izler miydiniz? “Ben hala dönüyor muyum yoksa ben durdum da oda mı dönüyor” diye tatlı bir kafa karışıklığı... Ne çok vaktimiz vardı merak etmek ve denemek için.


Sıkıcı bir yetişkin olup merak etmeyi ve denemeleri bıraktığımda ise zamanla yarışırken buldum kendimi (kendimi pek bir yerde bulmuşluğum da yoktu ya işte lafın gelişi). Sanki soğuk zinciri kırmadan birilerine böbrek yetiştiriyordum her gün. Alice’in tavşanı gibi elimde köstekli saat, “geç kaldım” cümlesini mantra haline getirmiştim. Aslında gene küçüklüğümdeki gibi olduğum yerde hızla dönüyordum belki ama bu sefer eğlence ve merak değil kaygı ve mide bulantısı yaşıyordum. Ve sonra tıpkı küçükken bir anda durduğum gibi durdum bir gün! Öylece, ben bile kendimden beklemezken!

Durma hakkımı kullanıyorum.



Reklamcılığı bıraktığımda bahar aylarının başlangıcıydı. İlk defa gittiğim bir ülkedeymişim gibi hayretle bakıyordum etrafıma. Her gün işe gidip gelirken yürüdüğüm yollar, her gün gördüğüm ağaçlar, köpekler bambaşkaydı şimdi. Şöyle düşündüğümü hatırlıyorum; bu kış herhalde çok kar yağdığı için bahar böyle coşkulu oldu bu sene. Çiçeklerin rengine, ağaçların yeşiline sebep bulmaya çalıştım uzun uzun. Sonra anladım ki ağaç aynı ağaç, çiçek aynı çiçek. Sadece ben durup bakmayı, baktığım şeyi gerçekten görmeyi, gördüğümü hissetmeyi öğrenmeye başlamışım. Ya da buna zaman ayırabilmişim. Denizi ilk defa gören birinin hayretiyle yıllardır burnumun ucunda duran her şeye merak ve coşkuyla bakabilmişim.

İşte o günlerde yazdığım bir yazıyı buldum: