serendip ya da hasbel kader mutluluk

serendip ya da hasbel kader mutluluk
michael mccullough etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
michael mccullough etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Haziran 2017 Pazartesi

Yaşam bize ne için teşekkür etsin?




Özellikle sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte bütün dikkatimizi ve enerjimizi başkalarının sahip olduğu ve bizim sahip olamadıklarımıza vermeye başladık. Her gün yüzlerce paylaşıma bakıp bizden her alanda daha iyi görünen insanlara adeta maruz kalıyoruz. Ve kendi yaşamlarımızda ancak çok büyük kazanımlar sağlarsak, çok para kazanırsak, çok güzel bir vücudumuz olursa, çok mutlu olabilirsek, çok sevildiğimizi gösterebilirsek değerli olacağımıza inanmaya başladık. Bu sürecin içinde bir yerlerde sahip olduğumuz için mutluluk duyabileceğimiz küçük şeyleri takdir etmeyi unuttuk. Sahip olduğumuz büyük değerler bile yeterince büyük görünmemeye başladı gözümüze. Oysa bizim kültürümüz şükretmenin öneminden bahseder. Bizler büyüklerimizin koltuğa oturup kalkarken bile “çok şükür” diye mırıldanmalarını duyarak büyüdük. Peki gerçekten çok şükür derken şükür duygusunu hissediyor muydu büyüklerimiz? Biz hissedebiliyor muyuz şükretmenin nasıl bir duygu olduğunu?

Batı’da son yıllarda şükür konusu adeta bir “hot topic” haline geldi. Her yerde şükür defterleri satılıyor, bu konuda sürekli yeni bir kitap yayınlanıyor, sosyal medyada hashtag’ler havada uçuşuyor. Bir konuya Batı dünyası böyle sıkı sıkıya sarılmışsa orada genellikle akademik çalışmalar, araştırmalar yapılmıştır. (Tıpkı binlerce yıllık meditasyon geleneğinin, ölçümlenebilir faydaları ortaya konabildiğinde popüler olması, yazı yazmanın psikolojimize olumlu faydalarının kanıtlanmasıyla günlük tutmanın öneminin keşfedilmesi gibi...) Şükretmenin faydalarına dair de birçok araştırma var. Ve çok geniş bir alanda insan yaşamının kalitesini artırdığına dair somut veriler sunulmuş.

Araştırma sonuçlarına girmeden önce kendi içimize dönüp bir bakalım istiyorum. 

Kaybetmeyi beklemeden hayatımızda olduğu için nelere şükrettik en son? Ve şükür ne demek bizim için? 

Benim için şükür demek teşekkür demek. Yaşama, kendime, sevdiklerime, yaratıcı güce teşekkür etmek demek. Peki ne sıklıkta teşekkür ediyoruz günlük yaşamımızda? Birbirimize ne zaman teşekkür ediyoruz ki? Sadece “büyük” olduğunu düşündüğümüz iyiliklere mi? O zaman yaşam bize ne için teşekkür eder, hiç bu tarafından bakabiliyor muyuz konuya? Bizim durmaya, fark etmeye, takdir etmeye, teşekkür etmeye zamanımız olmazsa, yaşam neden bize zaman ayırsın?


Nasıl bir duygu şükretmek? Benim için tam bir genişleme hissi. Sadece var olduğum için değerli olduğumu hisssetme hali. Kendime, yaşama ve akışa, kötülüğün yanında tüm gücüyle iyiliğin de var olduğuna inanma hali. Ve tüm bunları iliklerimde, kemiklerimde, hücrelerimde hissetmek için kendimi kocaman açtığıma dair müthiş büyük bir duygu. Bu duyguları bedenimde hissetmeden şükrediyorsam eğer, ha bakkal siparişi için liste yapmışım ha şükrettiklerimi listelemişim bir farkı yok. Ve şükretmek benim için iyimserliğin Polyanna’cılık oynamaktan çıkıp somutlaşma hali aynı zamanda. Çünkü iyimser bir bakış açısı edinmek için (en azından) çaba göstermek, gerçeklerden kaçmak demek değil. Tam tersi, olumsuzu görmezden gelmek yerine, olanı olduğu gibi kabul etmek ve sonrasında çözüm odaklı yaklaşmayı başarabilmek demek.

Şükür deyince bir de hep sadece temel şeyler için şükretmek geliyor aklımıza. Sağlığımız, ailemiz, sevdiklerimizin varlığı, işimiz, başımızı sokacak evimiz vs. Evet bunlar için de sıklıkla şükredelim. Ve hatta yazalım bunları ama her defasında farklı ifadelerle yazalım ki ezberden gitmeyelim, duygusunu gerçekten hissedelim. Bir de günlük yaşamda karşımıza çıkan ve takdir edilmeden es geçilen güzellikler var. Aldığınız küçük bir övgü, tanımadığınız bir çocuktan gelen öpücük, otobüsün içine giren bir kelebek, tam sıcak poğaçaların çıktığı anda pastaneden içeri girmiş olmanız, uzun zamandır görüşmediğiniz bir arkadaşınızla karşılaşmanız vb. Bunları düzenli olarak yazdığınız zaman o küçük güzellikler sizin hikayenizi oluşturmaya başlar ve radarınıza daha fazla güzelliğin girmesini, böylece odağınızı değiştirmenizi sağlar. Kendinizi sıkışmış, bunalmış hissettiğiniz zamanlarda dönüp bu listeleri okumak ya da tam o anın içindeyken “Peki güzel olan ne var, küçücük de olsa?” diye sormak ve yazmak duygusal durumunuzda hızla değişim yaratır.


Şükretmek çaba gerektiren bir pratik aslında. 
Doğal bir parçamız olduğunu düşünüyoruz ama değil. Bu konuyu konuşurken birçok yanlış “zihinsel eşittir”ler çıkıyor karşımıza:

Şükretmek = Bencillik (Dünyada bu kadar kötülük varken kendi küçük yaşamım için nasıl şükredeyim?)
Şükretmek = Şımarıklık (Bende olanlar başkalarında yokken nasıl şükredeyim?)
Şükretmek = Bu kadar yeter, hayattan başka şey istemiyorum.
Şükretmek = Dişimle tırnağımla kazandıklarımın kredisini başka bir güce teslim etmek.
Şükretmek = Bardağın hep dolu tarafını görme saflığı, yalancı bir iyimserlik.

Bu eşittir’ler bizi ve odağımızı yanlış yönlendiriyor. Şimdi bakalım bunlarla ilgili araştırma sonuçları ne diyor?