Özellikle sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte
bütün dikkatimizi ve enerjimizi başkalarının sahip olduğu ve bizim sahip
olamadıklarımıza vermeye başladık. Her gün yüzlerce paylaşıma bakıp bizden her
alanda daha iyi görünen insanlara adeta maruz kalıyoruz. Ve kendi
yaşamlarımızda ancak çok büyük kazanımlar sağlarsak, çok para kazanırsak, çok
güzel bir vücudumuz olursa, çok mutlu olabilirsek, çok sevildiğimizi
gösterebilirsek değerli olacağımıza inanmaya başladık. Bu sürecin içinde bir
yerlerde sahip olduğumuz için mutluluk duyabileceğimiz küçük şeyleri takdir
etmeyi unuttuk. Sahip olduğumuz büyük değerler bile yeterince büyük görünmemeye
başladı gözümüze. Oysa bizim kültürümüz şükretmenin öneminden bahseder. Bizler
büyüklerimizin koltuğa oturup kalkarken bile “çok şükür” diye mırıldanmalarını
duyarak büyüdük. Peki gerçekten çok
şükür derken şükür duygusunu hissediyor muydu büyüklerimiz? Biz
hissedebiliyor muyuz şükretmenin nasıl bir duygu olduğunu?
Batı’da son
yıllarda şükür konusu adeta bir “hot topic” haline geldi. Her yerde şükür
defterleri satılıyor, bu konuda sürekli yeni bir kitap yayınlanıyor, sosyal
medyada hashtag’ler havada uçuşuyor. Bir konuya Batı dünyası böyle sıkı sıkıya
sarılmışsa orada genellikle akademik çalışmalar, araştırmalar yapılmıştır.
(Tıpkı binlerce yıllık meditasyon geleneğinin, ölçümlenebilir faydaları ortaya
konabildiğinde popüler olması, yazı yazmanın psikolojimize olumlu faydalarının
kanıtlanmasıyla günlük tutmanın öneminin keşfedilmesi gibi...) Şükretmenin
faydalarına dair de birçok araştırma var. Ve çok geniş bir alanda insan
yaşamının kalitesini artırdığına dair somut veriler sunulmuş.
Araştırma
sonuçlarına girmeden önce kendi içimize dönüp bir bakalım istiyorum.
Kaybetmeyi
beklemeden hayatımızda olduğu için nelere şükrettik en son? Ve şükür ne demek
bizim için?
Benim için şükür demek teşekkür demek. Yaşama, kendime,
sevdiklerime, yaratıcı güce teşekkür etmek demek. Peki ne sıklıkta teşekkür
ediyoruz günlük yaşamımızda? Birbirimize ne zaman teşekkür ediyoruz ki? Sadece
“büyük” olduğunu düşündüğümüz iyiliklere mi? O zaman yaşam bize ne için
teşekkür eder, hiç bu tarafından bakabiliyor muyuz konuya? Bizim durmaya, fark
etmeye, takdir etmeye, teşekkür etmeye zamanımız olmazsa, yaşam neden bize
zaman ayırsın?
Nasıl bir
duygu şükretmek? Benim için tam bir genişleme hissi. Sadece var olduğum için
değerli olduğumu hisssetme hali. Kendime, yaşama ve akışa, kötülüğün yanında
tüm gücüyle iyiliğin de var olduğuna inanma hali. Ve tüm bunları iliklerimde,
kemiklerimde, hücrelerimde hissetmek için kendimi kocaman açtığıma dair müthiş
büyük bir duygu. Bu duyguları bedenimde hissetmeden şükrediyorsam eğer, ha
bakkal siparişi için liste yapmışım ha şükrettiklerimi listelemişim bir farkı
yok. Ve şükretmek benim için iyimserliğin Polyanna’cılık oynamaktan çıkıp
somutlaşma hali aynı zamanda. Çünkü
iyimser bir bakış açısı edinmek için (en azından) çaba göstermek, gerçeklerden
kaçmak demek değil. Tam tersi, olumsuzu görmezden gelmek yerine, olanı olduğu
gibi kabul etmek ve sonrasında çözüm odaklı yaklaşmayı başarabilmek demek.
Şükür
deyince bir de hep sadece temel şeyler için şükretmek geliyor aklımıza.
Sağlığımız, ailemiz, sevdiklerimizin varlığı, işimiz, başımızı sokacak evimiz
vs. Evet bunlar için de sıklıkla şükredelim. Ve hatta yazalım bunları ama her
defasında farklı ifadelerle yazalım ki ezberden gitmeyelim, duygusunu gerçekten
hissedelim. Bir de günlük yaşamda karşımıza çıkan ve takdir edilmeden es
geçilen güzellikler var. Aldığınız küçük bir övgü, tanımadığınız
bir çocuktan gelen öpücük,
otobüsün içine
giren bir kelebek, tam sıcak poğaçaların
çıktığı anda pastaneden içeri
girmiş olmanız, uzun zamandır görüşmediğiniz bir arkadaşınızla
karşılaşmanız vb. Bunları düzenli olarak yazdığınız zaman o küçük güzellikler
sizin hikayenizi oluşturmaya başlar ve radarınıza daha fazla güzelliğin
girmesini, böylece odağınızı değiştirmenizi sağlar. Kendinizi sıkışmış,
bunalmış hissettiğiniz zamanlarda dönüp bu listeleri okumak ya da tam o anın
içindeyken “Peki güzel olan ne var, küçücük de olsa?” diye sormak ve yazmak
duygusal durumunuzda hızla değişim yaratır.
Şükretmek
çaba gerektiren bir pratik aslında.
Doğal bir parçamız olduğunu düşünüyoruz ama
değil. Bu konuyu konuşurken birçok yanlış “zihinsel eşittir”ler çıkıyor
karşımıza:
Şükretmek =
Bencillik (Dünyada bu kadar kötülük varken kendi küçük yaşamım için nasıl
şükredeyim?)
Şükretmek =
Şımarıklık (Bende olanlar başkalarında yokken nasıl şükredeyim?)
Şükretmek =
Bu kadar yeter, hayattan başka şey istemiyorum.
Şükretmek =
Dişimle tırnağımla kazandıklarımın kredisini başka bir güce teslim etmek.
Şükretmek =
Bardağın hep dolu tarafını görme saflığı, yalancı bir iyimserlik.
Bu
eşittir’ler bizi ve odağımızı yanlış yönlendiriyor. Şimdi bakalım bunlarla
ilgili araştırma sonuçları ne diyor?


