serendip ya da hasbel kader mutluluk

serendip ya da hasbel kader mutluluk
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2015 Pazar

Yenilikten korkmak da mağara devrinde kalsaydı keşke.


Koçluk eğitimimizde verilen ilginç ve güzel ödevlerden biri de The Croods'u izlemekti. Animasyon filmleri son yıllarda daha bir seviyorum zaten, bayıldım bu ödeve.

Film, dünyanın ilk çağlarında geçiyor ve etraflarındaki herkes çatır çatır ölürken hayatta kalmayı başarmış bir ailenin etrafında dönüyor. Bu aile nasıl hayatta kalmış? Kurallarla tabi :) En önemli kural ''sakın korkmamazlık etme, korkmazsan ölürsün!'' ve ''yenilik korkunçtur, ölümcüldür, çok fenadır!'' Diğer kurallar güneş batmadan mağaraya dönmek, aileden asla ayrılmamak vs vs... Ama ailenin genç kızı Eep'in çok tehlikeli bir huyu var: merak. Ve onun bir akşam mağaradan gizlice çıkmasıyla macera başlıyor; yaratıcı fikirleri, hayalleri, hayat bilgisi olan, ateşi keşfetmiş ve son derece zeki bir genç Guy giriyor hayatlarına. Tam da o sırada güvenlik alanları olan mağaraları yerle bir oluyor, büyük depremler başlıyor ve aile güvenli ''yeni'' bir yer aramak için Guy ile birlikte yola çıkmak zorunda kalıyor. Zaten kahramanın yolculuğu mit'ini içeren bütün hikayelerde değişime, yola çıkmaya direnenlerin başına böyle korkunçlu şeyler gelir ve tatlı tatlı yola çıkmak zorunda kalırlar :)

İşte bu ailenin yolculuğu müthiş eğlenceli olmakla birlikte, gerçekten anlamlı mesajlar da içeriyor. Ailenin babası ve parlak genç Guy arasında bir rekabet oluşuyor. Baba katı kurallarının karşısına yaratıcı fikirler koyan bu oğlana gıcık, üstelik ailenin kalanı da bayılıyor çocuğa. Ama bir dizi olay sonrası yeni fikirlerin o kadar da kötü olmadığını keşfediyor baba. Hayatını tehdit eden bir durumda tek başına kalıyor ve önce panikle ''Guy olsa ne düşünürdü'' diye soruyor kendine, ardından da "ben ne düşünürdüm" diyor ve son derece yaratıcı bir fikirle paçayı kurtarıyor. İsteyince oluyormuş demek. 

11 Aralık 2014 Perşembe

Ben yeterliyim! (2. Bölüm)


Söz büyüdür!
İncil “başlangıçta söz vardı” ifadesiyle başlıyor, evrenin yaradılışını bu ifadeyle anlatıyor. Don Miguel Ruiz, “Sözleriniz sizin yaratma gücünüzdür, size doğrudan Tanrı’dan gelen armağandır. (…) Ama iki yanı keskin kılıç gibi, sözünüz en güzel rüyayı da yaratabilir, etrafınızdaki herşeyi yok da edebilir” diyor.
Sözün kötü kullanımı kara büyü gibi bir etki yaratır: Aptalsın. Senin ellerinde salaklık var (annemin öğretmeninin lisede söylediği ve annemin 40 yıldır unutmadığı meşhur hakaret). Amma pasaklısın. Ne kadar sorumsuzsun. Kargalar kaçtı bet sesinden. Sen mümkünse sus, hiçbir şey anlamıyorum söylediklerinden. Bu yemeği sen mi yaptın, belli, dışarıdan söyleseydik vb… Eğer bu sözlere bir an inanma gafletinde bulunursanız, kara büyü etkisini göstermeye başlar ve siz gerçekten de yemek yapamaz, şarkı söyleyemez, iki lafı bir araya getiremezsiniz. Ta ki biri çıkıp da büyüyü bozana kadar!
Margueritte ile Öğleden Sonra

Gerard Depardieu’nun oynadığı Margueritte ile Öğleden Sonra filminde bu büyü-bozumunun harika bir örneği var. Filmin orijinal ismi: La Tete en Friche.


Germain Chaze (Depardieu) çocukluğundan beri başta annesi ve öğretmeni olmak üzere herkes tarafından aptal, beceriksiz, vasıfsız, özelliksiz olduğuna inandırılmış bir adam. Iri yarı, heybetli görüntüsünün altında sevgi dolu bir yapı olduğu belli ama ne yalan söyleyeyim, izleyici olarak bu adamın aptallığına başlangıçta ikna oluyorsunuz. Bilgisizliği cehalet sandığımız gibi, bizim gibi olmayan herkese de aptal yaftasını yapıştırıyoruz hemen.