Acıyı, korkuyu ve diğer birçok istenmeyen duyguyu uyuşturmak
konusunda da acının içinden geçmek konusunda da hatırı sayılır deneyime sahibim hamdolsun :).
Ama 15 Temmuz gecesi 3,5 yaşındaki kızımla birlikte kaosun ortasında
kaldığımdan beri bu konuda sanırım seviye atladım. O gece yaşananların detayına
girmeye gerek duymuyorum. Sonrasında ise benim için de ilginç bir süreç
başladı.
“Bende şu an neler oluyor?” diye sormak yerine, “Saçma sapan konuşma la!” demek!
Kendi üzerinde gönüllü olarak çalışan birçok insan gibi,
benim de kendime cesaretle en sık sorduğum soru: “Bende şu an neler oluyor?”
sorusu.
Hatta yazarak düşünen, yazarak anlayan ve yazarak farkındalık
çalışan biri olarak defterlerim de bu soruya binbir çeşit cevapla dolu. Alper
Hasanoğlu’nun deyimiyle kendi uçurumuma bakmaya cesaret edebildiğim için takdir
ederim kendimi. Ama 15 Temmuz’dan sonra o soruyu soramadım ben. Ve sormamak
için de çeşit çeşit taklalar attım. Korkuyu, acıyı, paniği, kırıklığı,
bozulmuşluğu, çürümüşlüğü, yüzleşmeyi görmemek için uyuşturdum kendimi. Üstelik
kendimi uyuşturduğumu bile bile. Göz göre göre… Ne yaptım? 96 bölümlük Behzat Ç
dizisini 2 haftada bitirdim! Evet yaptım. Ben yaptım! Soranlara kitap okuduğumu
söyleyip gece yarılarına kadar Behzat Ç izledim. Üstelik bana kendimi iyi
hissettirecek, hafif, komik, şen şakrak bir dizi de değildi seçtiğim. Acıyı
acıyla, korkuyu korkuyla uyuşturma yolunu seçtim. Sonlara doğru cep telefonum
polis telsizi gibi gelmeye ve her an bir yerlerden Akbaba çıkıp “Aga cinayet
var” diyecekmiş gibi gelmeye başlayınca hafif bir karıncalanma hissettim neyse
ki.
Nihayet kafamı gömdüğüm yerden çıkarıp “o neydi öyle?” diye
sorabildiğimde, kendime hatırlattığım ilk şey şu oldu: Duyguları uyuştururken
seçici davranamazsın; tüm duyguları aynı anda uyuşturursun. Yani sadece
korkuyu, sadece öfkeyi, sadece acıyı değil neşeyi, sevgiyi, mutluluğu da
uyuşturursun.

