İlk yazıda
hoşlanmadığımız duygular ortaya çıktığında onları nasıl baskıladığımızdan biraz
söz etmiştim. Bu yazıda ise “tu kaka” duygular yükseldiğinde kendimize nasıl
şefkatli davranabiliriz konusuna biraz daha yakından bakmak istiyorum. Bu
konuyu çok önemsiyorum, çünkü kendim dahil çevremdeki birçok insanın mükemmel
olmayan parçalarını görmezden gelmek için nasıl üstün bir çaba
gösterdiğini/gösterdiğimizi görüyorum.
Şefkat kelimesi ne çağrıştırıyor? Ben şefkat dendiğinde bir insanı, içinde olduğu durum ne olursa olsun kabul etmeyi, onu pamuklara sarıp sarmalamayı ve ona sıcaklık, nezaket, sevecenlikle yaklaşmayı anlıyorum. Ama bu konu hakkında çalışmaya başlamadan önce kendi şefkat anlayışımdaki “zor durumda olana acıma” duygusu beni çok rahatsız ediyordu. Bu acınacak halde olma anlayışı, şefkati kendime yönlendirmek konusunda en büyük engelimdi. Şefkat, “vah zavallı ben” demekse eğer, öz şefkat yerine kendimi kırbaçlamayı tercih ederdim.
Teksas Üniversitesi Öz
Şefkat Araştırma Laboratuarı’nı yöneten Prof
Kristin Neff şefkati şöyle tanımlıyor: Zorluk yaşayan bir insana karşı
şefkat duyduğunuz zaman içinizde
bir sıcaklık, özen gösterme isteği ve bir şekilde yardımcı olma dürtüsü
ortaya çıkar. Şefkat duymak aynı zamanda başarısız olmuş ya da hata yapmış
insanları sert bir şekilde yargılayıp eleştirmek
yerine onlara anlayış ve sevecenlik sunduğunuz anlamına gelir. Şefkat acı
çekmenin, başarısız olmanın ve kusurlu olmanın herkesin yaşadığı ortak,
evrensel insanlık deneyimi olduğunu kabul etmek demektir.
Öz şefkat ise siz zor
bir dönemden geçerken,
başarısız olduğunuzda ya da kendinizle ilgili hoşlanmadığınız bir şeyler fark
ettiğinizde aynı şekilde kendinize davranabilmeniz anlamına gelir. Kendinizi
yargılamak ya da yaşadıklarınızı görmezden
gelmek yerine “Şu an gerçekten bir zorluk yaşıyorum. Tam da bu anda
kendimi avutacak, rahatlatacak ne yapabilirim? Kendime nasıl özenli davranabilirim?” diyebilmek... Peki neden söz konusu
sevdiklerimiz olduğunda şefkat konusunda cömert olabilirken, iş kendimize
şefkatle yaklaşmaya geldiğinde dilsizleşiyoruz?
Kim bu içsel eleştirmen?
Kendimizi tehdit altında
hissettiğimizde adrenalin ve kortizol gibi hormonlar üretiriz ve beynimiz
soruna saldırma emrini verir. Ancak eğer bir hata yapmışsak sorun bizzat
bizizdir. Böylece soruna saldırmak için kendimize saldırırız. Başkalarının
yaşadığı sorunlar ise bizim için tehdit değildir, stres hormonlarımızı
dürtüklemez ve “savaş ya da kaç” tepkilerine sebep olmaz. Bu nedenle diğer
insanlara karşı şefkat hissetmek çok daha kolaydır.


