serendip ya da hasbel kader mutluluk

serendip ya da hasbel kader mutluluk
don miguel ruiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
don miguel ruiz etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Aralık 2014 Perşembe

Ben yeterliyim! (2. Bölüm)


Söz büyüdür!
İncil “başlangıçta söz vardı” ifadesiyle başlıyor, evrenin yaradılışını bu ifadeyle anlatıyor. Don Miguel Ruiz, “Sözleriniz sizin yaratma gücünüzdür, size doğrudan Tanrı’dan gelen armağandır. (…) Ama iki yanı keskin kılıç gibi, sözünüz en güzel rüyayı da yaratabilir, etrafınızdaki herşeyi yok da edebilir” diyor.
Sözün kötü kullanımı kara büyü gibi bir etki yaratır: Aptalsın. Senin ellerinde salaklık var (annemin öğretmeninin lisede söylediği ve annemin 40 yıldır unutmadığı meşhur hakaret). Amma pasaklısın. Ne kadar sorumsuzsun. Kargalar kaçtı bet sesinden. Sen mümkünse sus, hiçbir şey anlamıyorum söylediklerinden. Bu yemeği sen mi yaptın, belli, dışarıdan söyleseydik vb… Eğer bu sözlere bir an inanma gafletinde bulunursanız, kara büyü etkisini göstermeye başlar ve siz gerçekten de yemek yapamaz, şarkı söyleyemez, iki lafı bir araya getiremezsiniz. Ta ki biri çıkıp da büyüyü bozana kadar!
Margueritte ile Öğleden Sonra

Gerard Depardieu’nun oynadığı Margueritte ile Öğleden Sonra filminde bu büyü-bozumunun harika bir örneği var. Filmin orijinal ismi: La Tete en Friche.


Germain Chaze (Depardieu) çocukluğundan beri başta annesi ve öğretmeni olmak üzere herkes tarafından aptal, beceriksiz, vasıfsız, özelliksiz olduğuna inandırılmış bir adam. Iri yarı, heybetli görüntüsünün altında sevgi dolu bir yapı olduğu belli ama ne yalan söyleyeyim, izleyici olarak bu adamın aptallığına başlangıçta ikna oluyorsunuz. Bilgisizliği cehalet sandığımız gibi, bizim gibi olmayan herkese de aptal yaftasını yapıştırıyoruz hemen. 

4 Aralık 2014 Perşembe

Kendin olmak, kitaptan öğrenmek ve komşu teyzeler



Karşıma çıkan en anlamlı tesadüf eserlerinden biri, Don Miguel Ruiz'in Dört Anlaşma kitabıdır.

Bu bir Toltek bilgeliği kitabı. Yazar, içinde yaşadığımız toplumda var olabilmek için bize öğretilen her kodu nasıl koşulsuz kabul ettiğimizi; dil, inanç, cinsiyet ve yargılama yoluyla nasıl “ehlileştirildiğimizi” anlatıyor. Toplumun inanç sisteminin Yasa Kitabı gibi zihnimizi yönettiğini ve bu kitaptaki yasaları hiç sorgulamadan kendi gerçeğimiz olarak kabul ettiğimizi söylüyor. Ehlileştirme süreci o kadar güçlü ki, bir süre sonra bizi ehlileştiren, yargılayan, bize ceza ya da ödül veren birisine de ihtiyaç duymuyoruz. Yasa Kitabı’na uygun şekilde kendi kendimizi yargılayıp, cezamızı da ödülümüzü de kendimiz vermeye başlıyoruz. Yasa Kitabı yanlış bile olsa bize güvende olduğumuzu hissettiriyor. 

Ruiz, bu Yasa Kitabı’ndaki eski anlaşmaların yerine yeni anlaşmalar öneriyor: 

1. Kullandığınız Sözcükleri Özenle Seçin 
2. Hiçbir Şeyi Kişisel Algılamayın 
3. Varsayımda Bulunmayın 
4. Daima Yapabildiğinizin En İyisini Yapın.

Ben daha kitabın en başında, geçmişte yapmış olduğum ve beni sevilir ama ben olmayan birine dönüştüren eski anlaşmalarımı patır patır hatırladım. Aslına bakarsanız bu anlaşmaları kaç yıldır farklı terminolojilerle keşfedip duruyorum. Toltek bilgeliği yerine, bilinçaltına çocuklukta atılmış çekirdek inanç kalıpları diye öğrenmiştik ilk kez. Ama belki de koşullu zihin, eski kalıplarını özlüyor ve o güzelim keşiflerin üstüne şık bir perde örtüyor zamanla. İşte o zaman imdada bir kitap, bir insan, bir terapist, bazen de bir meditasyon deneyimi yetişiyor ve size hatırlatıyor: “Hoop! Bu kalıplar sana ait değil. Sen sevilen, onaylanan, takdir edilen biri olabilmek için onları annenden almıştın. Şimdi sakin ve yavaş bir şekilde onları yere bırak.”

Ruiz de onu diyor işte:
“Cezalandırılma ve ödül alamama korkusuyla kendimiz olmayan farklı bir kişiliğe bürünürüz. Başkalarının bizi görmek istedikleri gibi biri olarak, onların onayını almaya çalışırız. (…) Kendimiz olmaktan korkarız, çünkü kendimiz olduğumuzda reddedilmekten korkarız. Reddedilme korkusu yeterince iyi olamama korkusuna dönüşür."
…ve olaylar gelişir.