serendip ya da hasbel kader mutluluk

serendip ya da hasbel kader mutluluk

6 Haziran 2017 Salı

Çok güldüm diye çok ağlamayı reddediyorum!



Hani bazen, kısacık bir an her şeyin yolunda gittiğini hissederiz ve hemen ardından büyük bir korku kaplar içimizi. Eyvah! Bu kadar iyi olamaz her şey, şimdi kötü bir şey olacak diye sinsi bir iç ses duyarız. Brene Brown 6 saatlik “The Power of Vulnerability” seminerinde bu konudan da bahseder. Çoluk çocuk arabayla tatile gittikleri bir gün yolda hep birlikte neşeli bir şarkı söylemeye başlarlar. O an her şey kusursuzdur ve Brown paniğe kapılıp kocasına bağırmaya başlar: “Frene bas Steve! Frene bas!” Adamcağız korkuyla fren yapar ama aslında önlerinde hiçbir şey yoktur. Bomboş yolda giderken, bu kadar mutlu ve neşeli bir anın arkasından olsa olsa bir trafik kazası gelir diyen bilinçaltının oyunudur olan biten. Ve Brene Brown da sol beynine kuvvet akademik bir araştırmacı olduğu için bu konuya derinlemesine dalar. Çocuğunu mışıl mışıl uyurken izleyen annelerin bir anda panikle nefes alıyor mu diye kontrol etmesi, ne zamandır hastalanmadım diye aklımızdan geçirdikten hemen sonra bedenimizde hastalık semptomları aramamız, mutluluk duyduğumuz anlardan hemen sonra kötü bir şey olacak hissi gelmesi aslında çok yaygın bir durum olarak çıkar karşısına. Biz de “çok güldük çok ağlayacağız” sözüyle büyümüş bir nesiliz, hiç yabancı değil bu durum. İşte Brene Brown bu korkuya karşı öyle bir panzehir sunuyor ki seminerinde, o bile söylüyorsa bu konu denemeye değer dedirtiyor. Yaptığı araştırmaların sonuçlarına göre düzenli olarak şükreden insanlar mutluluk anlarının tadını dibine kadar çıkarabiliyor!

Bir önceki yazıda şükür duygusunun fiziksel sağlığımız, duygusal durumumuz ve sosyal ilişkilerimiz üzerindeki etkilerini ortaya koyan araştırma sonuçlarından ve ezberden “çok şükür” demek yerine şükür duygusunu gerçekten hissetmenin farkından söz etmiştim. (Yazıya şuradan ulaşabilirsiniz.) Şükretmek bir pratik ve denemeden etkisini göremeyeceğiniz büyük bir motivasyon aracı. Nereden biliyorum? Çünkü başlayana kadar benim de zihinsel direnç gösterdiğim bir konuydu bu. Mahalle baskısıyla pozitif olmak ve her şeye pembiş gözlüklerle bakmak konusunda ciddi bir alerjim var diyebiliriz. Belki de bu yüzden, önce kendi sol beynimi doyurmak adına bilimsel araştırmaları önemsiyorum. Ama o kadar araştırmayı incelemek yerine 5 dakika ayırıp aşağıdaki yazı çalışmalarından birini yapmak bile şükretmenin duygusal durumumuz üzerinde yaratabileceği ani değişimi görmek için yeterli. Bir de bu çalışmaları düzenli bir pratik haline getirince, sağlı sollu bizi her yerden sıkıştıran bir yaşamın içinde çok güçlü bir ilkyardım kitine sahip oluruz.




Enerjinizi ve motivasyonunuzu hızla yükseltecek 
basit yazı çalışmaları


1. Günün 3 güzelliği


Bugün olan 3 güzel şey neydi? Bunları yazarken ne kadar detaya girebilirsiniz? Bu egzersiz yeni başlayanlar için özellikle uygun bir çalışma. (Çocuklar ve ergenlerde de güçlü etkiler yaratır.) Yeterince tekrarladığınızda gün içinde kendinizi hangi 3 şeyi yazacağınızı ararken ve elinizde hayali bir dedektörle gezerken bulursunuz. O hayali dedektör günün hatırlanmaya değer küçük, güzel hikayelerini tespit eder ve bir süre sonra farkındalığınızı bu hikayelere daha çok vermeye başlarsınız. Ancak tekrarlamakta fayda var, günün 3 güzel şeyini fark edip düşünmek, hatta onlar hakkında konuşmak yazmak kadar büyük etki yaratmayacaktır.

2. Zaman ayarlı yazı çalışması


Saatinizin alarmını 5 dakikaya kurup tam şu anda yaşamınızda neler için şükrettiğinizi yazın. Mümkün olduğunca hızlı ve üzerine çok düşünmeden alarm çalana kadar çalakalem yazın. Sadece 5 dakikada ne kadar çok yazabildiğinize şaşıracaksınız. İsterseniz tek bir konuda yazın, isterseniz büyük küçük her şeyi dahil edin. Ve kendinizi isteksiz hissettiğiniz günler yazmaktan vazgeçmeyin; içecek temiz suyunuz olmasını, kış günü kaloriferlerin yanmasını, pencereden gelen kuş sesini duyabiliyor oluşunuzu, aldığınız nefesi yazın. (İşte benim iç sesim bu çalışmaya fena halde burun kıvırmıştı ama şu anda favori yazı çalışmalarımdan biri olduğunu söyleyebilirim.)

3. Detaylara odaklanma çalışması


Tek bir konuyu ele alıp o konunun sizde memnuniyet yaratan her detayını yazın. Bu çalışmayı özellikle sıkıntı yaşadığınız alanlarla ilgili yapmak, o sıkıntıyla ilgili bakış açınızı hızla değiştirebilir. Örneğin maddi konularla ilgili sıkıntı yaşadığınız bir dönemde sahip olduğunuz tüm maddi değerleri yazın. En küçük ayrıntısına kadar... Ya da diyelim ki evde su tesisatıyla ilgili bir türlü çözülemeyen bir sorun var ve sizi deli ediyor. Evinizde hoşunuza giden tüm detayları yazın: Geniş bir balkonunun olması ve akşamları orada içtiğiniz çay, kitaplığınız, ayağınızı bastığınız halının yumuşacık hissi, en sevdiğiniz koltuk ve üzerine uzanıp dizi izlediğiniz akşamlar vb. Bunları yazmak tesisat sorununuzu çözmez ama perspektif değişimi yaratarak evinizle ilgili yaşadığınız sorunun bütün gününüzü ya da haftanızı mahvetmesini önler.

4. Daha fazla teşekkür


Teşekkür etme konusunda yaratıcılığınızı artırın. Sizi sevindiren bir olay yaşadığınızda sadece mutluluğunuzu başkalarıyla paylaşmakla kalmayın, o mutlulukta büyük-küçük payı olan herkesle “kredisini” de paylaşın. Verdiğim ilk eğitimden sonra teşekkür notu yazdığım insanlardan biri koçluk mentorumdu. Bana eğitmenlikle ilgili mentorluk yapmamıştı ama koçluk duruşu konusunda ondan öğrendiklerim eğitmen duruşu ve hatta yaşamdaki duruşuma da çok şey kattığı için bu insana duyduğum minneti dile getirecek yeni bir fırsattı karşımdaki.

Doğum günü mesajlarını da bu konuda bir fırsata çevirebilirsiniz. Standart doğum günü mesajları yerine o kişiye size kattıkları ya da hissettirdikleri için teşekkür edebilir, o kişide gördüğünüz güzel özellikleri ona hatırlatarak özel bir hediye verebilirsiniz. Özellikle uzun zamandır görüşmediğiniz, eski okul ve iş arkadaşlarınıza böyle bir jest yapmak günlerine renk katacaktır. Ve başka bir insanı mutlu etmenin kendi enerjinizi nasıl yükselttiğini fark edin.

Kaygı zincirinin ilk halkasını kırmak

Şükretmeyi öğrenmek, kaygıyı yönetmek konusunda bana önemli bir araç sağladı. Ne tuhaf ki işler yolunda gitmediğinde kaygı duyuyoruz, işler yolunda gittiğinde de ya bozulursa diye kaygılanıyoruz. Kaygının kötü bir de huyu var, anında bir zincire dönüşebiliyor. Maddi kaygı sahneye çıkıyor, bir an sonra lenflerimizde şişlik var mı diye kontrol etmeye başlıyoruz, oradan deprem senaryosuna geçip finalde toplumsal kaygılarla günü bitirebiliyoruz. Bu zinciri fark etmek bile ilk halkayı koparmak aslında. Ama kaygı senaryolarına verdiğimiz enerjiyi şükretmeye aktarmaya başladığımızda kaygı duyduğumuz konulara da soğukkanlılıkla bakmak ve onların içinden cesaretle geçmek için gereken gücü bulabiliyoruz kendimizde.




Şükür günlüğü alıştırmaları için şuraya da bakabilirsiniz.

5 Haziran 2017 Pazartesi

Yaşam bize ne için teşekkür etsin?




Özellikle sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte bütün dikkatimizi ve enerjimizi başkalarının sahip olduğu ve bizim sahip olamadıklarımıza vermeye başladık. Her gün yüzlerce paylaşıma bakıp bizden her alanda daha iyi görünen insanlara adeta maruz kalıyoruz. Ve kendi yaşamlarımızda ancak çok büyük kazanımlar sağlarsak, çok para kazanırsak, çok güzel bir vücudumuz olursa, çok mutlu olabilirsek, çok sevildiğimizi gösterebilirsek değerli olacağımıza inanmaya başladık. Bu sürecin içinde bir yerlerde sahip olduğumuz için mutluluk duyabileceğimiz küçük şeyleri takdir etmeyi unuttuk. Sahip olduğumuz büyük değerler bile yeterince büyük görünmemeye başladı gözümüze. Oysa bizim kültürümüz şükretmenin öneminden bahseder. Bizler büyüklerimizin koltuğa oturup kalkarken bile “çok şükür” diye mırıldanmalarını duyarak büyüdük. Peki gerçekten çok şükür derken şükür duygusunu hissediyor muydu büyüklerimiz? Biz hissedebiliyor muyuz şükretmenin nasıl bir duygu olduğunu?

Batı’da son yıllarda şükür konusu adeta bir “hot topic” haline geldi. Her yerde şükür defterleri satılıyor, bu konuda sürekli yeni bir kitap yayınlanıyor, sosyal medyada hashtag’ler havada uçuşuyor. Bir konuya Batı dünyası böyle sıkı sıkıya sarılmışsa orada genellikle akademik çalışmalar, araştırmalar yapılmıştır. (Tıpkı binlerce yıllık meditasyon geleneğinin, ölçümlenebilir faydaları ortaya konabildiğinde popüler olması, yazı yazmanın psikolojimize olumlu faydalarının kanıtlanmasıyla günlük tutmanın öneminin keşfedilmesi gibi...) Şükretmenin faydalarına dair de birçok araştırma var. Ve çok geniş bir alanda insan yaşamının kalitesini artırdığına dair somut veriler sunulmuş.

Araştırma sonuçlarına girmeden önce kendi içimize dönüp bir bakalım istiyorum. 

Kaybetmeyi beklemeden hayatımızda olduğu için nelere şükrettik en son? Ve şükür ne demek bizim için? 

Benim için şükür demek teşekkür demek. Yaşama, kendime, sevdiklerime, yaratıcı güce teşekkür etmek demek. Peki ne sıklıkta teşekkür ediyoruz günlük yaşamımızda? Birbirimize ne zaman teşekkür ediyoruz ki? Sadece “büyük” olduğunu düşündüğümüz iyiliklere mi? O zaman yaşam bize ne için teşekkür eder, hiç bu tarafından bakabiliyor muyuz konuya? Bizim durmaya, fark etmeye, takdir etmeye, teşekkür etmeye zamanımız olmazsa, yaşam neden bize zaman ayırsın?


Nasıl bir duygu şükretmek? Benim için tam bir genişleme hissi. Sadece var olduğum için değerli olduğumu hisssetme hali. Kendime, yaşama ve akışa, kötülüğün yanında tüm gücüyle iyiliğin de var olduğuna inanma hali. Ve tüm bunları iliklerimde, kemiklerimde, hücrelerimde hissetmek için kendimi kocaman açtığıma dair müthiş büyük bir duygu. Bu duyguları bedenimde hissetmeden şükrediyorsam eğer, ha bakkal siparişi için liste yapmışım ha şükrettiklerimi listelemişim bir farkı yok. Ve şükretmek benim için iyimserliğin Polyanna’cılık oynamaktan çıkıp somutlaşma hali aynı zamanda. Çünkü iyimser bir bakış açısı edinmek için (en azından) çaba göstermek, gerçeklerden kaçmak demek değil. Tam tersi, olumsuzu görmezden gelmek yerine, olanı olduğu gibi kabul etmek ve sonrasında çözüm odaklı yaklaşmayı başarabilmek demek.

Şükür deyince bir de hep sadece temel şeyler için şükretmek geliyor aklımıza. Sağlığımız, ailemiz, sevdiklerimizin varlığı, işimiz, başımızı sokacak evimiz vs. Evet bunlar için de sıklıkla şükredelim. Ve hatta yazalım bunları ama her defasında farklı ifadelerle yazalım ki ezberden gitmeyelim, duygusunu gerçekten hissedelim. Bir de günlük yaşamda karşımıza çıkan ve takdir edilmeden es geçilen güzellikler var. Aldığınız küçük bir övgü, tanımadığınız bir çocuktan gelen öpücük, otobüsün içine giren bir kelebek, tam sıcak poğaçaların çıktığı anda pastaneden içeri girmiş olmanız, uzun zamandır görüşmediğiniz bir arkadaşınızla karşılaşmanız vb. Bunları düzenli olarak yazdığınız zaman o küçük güzellikler sizin hikayenizi oluşturmaya başlar ve radarınıza daha fazla güzelliğin girmesini, böylece odağınızı değiştirmenizi sağlar. Kendinizi sıkışmış, bunalmış hissettiğiniz zamanlarda dönüp bu listeleri okumak ya da tam o anın içindeyken “Peki güzel olan ne var, küçücük de olsa?” diye sormak ve yazmak duygusal durumunuzda hızla değişim yaratır.


Şükretmek çaba gerektiren bir pratik aslında. 
Doğal bir parçamız olduğunu düşünüyoruz ama değil. Bu konuyu konuşurken birçok yanlış “zihinsel eşittir”ler çıkıyor karşımıza:

Şükretmek = Bencillik (Dünyada bu kadar kötülük varken kendi küçük yaşamım için nasıl şükredeyim?)
Şükretmek = Şımarıklık (Bende olanlar başkalarında yokken nasıl şükredeyim?)
Şükretmek = Bu kadar yeter, hayattan başka şey istemiyorum.
Şükretmek = Dişimle tırnağımla kazandıklarımın kredisini başka bir güce teslim etmek.
Şükretmek = Bardağın hep dolu tarafını görme saflığı, yalancı bir iyimserlik.

Bu eşittir’ler bizi ve odağımızı yanlış yönlendiriyor. Şimdi bakalım bunlarla ilgili araştırma sonuçları ne diyor?