serendip ya da hasbel kader mutluluk

serendip ya da hasbel kader mutluluk

8 Kasım 2016 Salı

YAZMAK NEDEN İYİ GELİR?

Terapist ve araştırmacı Dr. James W. Pennebaker 20 yıldan uzun bir süre duyguların özellikle yazı yoluyla dışa vurumu ve zihinsel-bedensel sağlık ilişkisini araştırmış bir akademisyen. Bu konuda birçok kitabı var. Türkçeye de çevrilmiş olan Opening Up (İçinizi Dökün – Duyguları Dışa Vurmanın İyileştirici Gücü) kitabında araştırma sonuçları ile ilgili çarpıcı veriler sunuyor.


Yazmak sadece boğuştuğumuz kişisel sorunları anlamlandırma ve üstesinden gelme, bu yolla bedensel olarak da daha sağlıklı olma konusunda değil; yazarak içgörü sağlama, yaratıcı tarafımızı uyandırma, odaklanma, kısır döngülerimizden özgürleşme ve kendimizle yepyeni bir ilişki kurma gibi birçok farklı alanda fayda sağlayan çok güçlü bir araç. Pennebaker konunun özellikle travmalardan özgürleşme ve sorunlarla başa çıkma kısmını ele alarak araştırmalarını sürdürmüş ve yöntemini de buna göre oluşturmuş.

Kitabın Yazmanın Değerini Anlama başlıklı kısmından kısaltarak oluşturduğum bir özeti aşağıda bulabilirsiniz. Yazı ve Meditasyonla İçsel Keşif atölye çalışmalarımda şahit olduğum ve kendi deneyimimde defalarca farkına vardığım “yazma ve iyilik hali” ilişkisini bir bilim insanının yıllarını vererek somut verilerle ortaya koyması benim için çok etkileyici. Kitabın tamamını okuduğunuz zaman, Pennebaker’ın araştırma gruplarıyla yürüttüğü ve MRI, avuç içlerindeki ısıyı ölçme, bağışıklık sistemini takip etme gibi pek çok yöntemle yazı yazmanın iyileştirici gücünü test ettiğini göreceksiniz.




YAZMANIN DEĞERİNİ ANLAMA
(İçinizi Dökün, sf. 101, James W. Pennebaker)

Acaba yazmak neden bu denli yarar sağlıyor? Bu araştırma macerasına atılmadan önce yazmanın asıl yararının ketlemeyi ortadan kaldırdığı için olduğunu sanıyordum. Ancak kendi deneyimlerime baktığımda yazmanın çok daha fazla yarar sağladığını görebiliyorum. Örneğin, üzücü olaylar hakkında yazarak duygusal olaylara yeni bir bakış açısı getirebildiğimi fark ettim. Başa çıkamayacağımı sandığım sorunlar kağıda döküldüğü zaman daha küçük ve halledilebilir göründü. Bir bakıma beni rahatsız eden olaylar hakkında yazmam, o sorunları çözmeme yardımcı oldu. Bu sorunların üstesinden geldiğim zaman da artık o konuda düşünmez oldum.

Tamamlama gereksinimi ve anlam arayışı
Tamamlanmamış konular hakkında düşünmek ve rüya görmek, psikoloji biliminin uzun yıllardır üzerinde çalıştığı bir konu olmuştur. İnsanların bir konuyu sonlandırma ve bitirme gibi bir temel gereksinimi vardır. Bu, sabah giyinirken tüm düğmelerinizi eksiksiz iliklemek kadar basit ya da ana babanız ve çocuklarınızla olan sorunları sonuca ulaştırmanız gibi karmaşık bir konu olabilir. Aklımızdan geçen her bir düşünce sonuca ulaştığı zaman, onu düşünmekten vazgeçeriz.

Tamamlanma duygusuna en yakın motivasyon, etrafımızdaki dünyayı anlama temel güdüsüdür. Anlama ve anlam verme gereksinimi büyük olasılıkla tüm omurgalılarda önemlidir. Anlamanın anahtarı ise, birçok kültürde neyin sonucunda ne olduğunu kavramaktan geçer. O zamana kadar bir türlü anlayamadığım bir şeyin nedenini bulmuşsam tatmin olmuş hissederim. Oysa Batı toplumlarında insanların trajedi ve travma açıklamaları neden-sonuç ilişkisinden oldukça uzaktır. Dünyanın bilinmezlerle dolu olduğu ve olayların önceden varsayılamayacağı düşüncesiyle birlikte pek çok olayın nedeninin olmadığı ve tamamlanamayacağı duygusu gelişir.

Ve işte burada sorun ortaya çıkar. Bizler doğal olarak genelde asla anlamı olmayan ve tamamlayamayacağımız olaylar için anlam bulmaya ve tamamlamaya çabalarız.
Beyin karmaşık ve çözüm bulmamış konuları düşünerek kendine eziyet eder. Travmalar hakkında yazmak ise bir anlam bulmaya yetecek güçlü bir araç olduğu için yararlıdır. Yazmak, kendini anlamayı geliştirir.

21 yıldır çalıştığı petrol şirketinden atılmasıyla birlikte birdenbire kendini psişik bir girdabın içinde bulan Brian’ın öyküsü buna çarpıcı bir örnektir. 43 yaşındaki jeolog başına gelen talihsizliği şöyle yazmıştı:


“Her zaman işimi, şirketimi ve birlikte çalıştığım insanları çok sevdim. Yirmiyi aşkın yıldan sonra düşmekte olan petrol fiyatları nedeniyle benim çalıştığım tüm birimin kapatılacağı bir mektupla bildirildi. Daha ucuz bir eve, hatta belki bir kasabaya taşınmamız gerekecek. Şirkete, Ronald Reagan’a hatta Suudi Arabistan’a bile beni bu hale düşürdükleri için kızgınım. Bu çok aşağılayıcı bir durum. Başkaları işe yaramaz olduğumu düşünecek. Ben de zaman zaman böyle düşünüyorum.

“Geçen ay tüm dünyam tepetaklak oldu. Benliğim, duygu durumum, zamanım. Yaşamımdaki bir değişikliği düşündüğüm anda, aklıma değişen diğer şeyler geliyor. Dikkatimi birkaç dakikadan fazla bir konuda toplayamıyorum. Öfke, depresyon, üzüntü… zaman zaman bir an için iyimserliğe kapılıyorum. Daha önce hiç tek bir günde bu kadar yoğun duygu değişimine uğramamıştım. Bu neden oldu?”

Brian’ın durumunda yazmanın yararı oldu. Çünkü yazmak düşünceleri organize etmeye ve belli bir dereceye oturtmaya yardımcı olmuştu. Yazarken düşünceleri mecburen yavaşladı. Yazmadan önce düşünceler aklından birbiri ardı sıra  geçiyordu. Hiçbir düşünce ya da duygu bir sonuca ulaşamıyordu. Yazmaya başlayınca belli bir düşünceyi mantıksal sonucuyla birlikte görmeye başladı. Aslında her geçen gün yazıları ilerledi ve belirli konuları belli bir düzen dahilinde görmeye başladı. Yazmaya başladığı üçüncü gün, işsiz kalması ve para kazanamaması ile ilgili endişelerini açığa vurdu; altıncı gün tüm sorunların ötesinde karısıyla yaşadığı gerginlikler su yüzüne çıktı; 2,5 hafta sonra profesyonel ve sosyal yetenekleri ve bu yetenekleri yeni bir iş bulma konusunda nasıl değerlendirebileceği konusunda odaklanmaya başlamıştı.

Bireyler duygu ve düşüncelerini engelledikleri zaman bunları kelimelerle ifade etmekte başarısız olurlar. Travmalarını çözüme ulaştırmadıkları için de onlarla yaşamayı sürdürürler. Bu nedenle travma hakkında konuşmak ya da yazmak iki taraflı yarar sağlar. Kişiler belirli bir olayı anlamaya başlarlar ve bu tamamlandığında, artık bu konuda konuşmaya engel koymak için gereksinim duymazlar.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder