Terapist ve araştırmacı Dr.
James W. Pennebaker 20 yıldan uzun bir süre duyguların özellikle yazı
yoluyla dışa vurumu ve zihinsel-bedensel sağlık ilişkisini araştırmış bir
akademisyen. Bu konuda birçok kitabı var. Türkçeye de çevrilmiş olan Opening
Up (İçinizi Dökün – Duyguları Dışa Vurmanın İyileştirici Gücü)
kitabında araştırma sonuçları ile ilgili çarpıcı veriler sunuyor.
Yazmak sadece boğuştuğumuz kişisel sorunları anlamlandırma
ve üstesinden gelme, bu yolla bedensel olarak da daha sağlıklı olma konusunda
değil; yazarak içgörü sağlama, yaratıcı tarafımızı uyandırma, odaklanma,
kısır döngülerimizden özgürleşme ve kendimizle yepyeni bir ilişki kurma gibi birçok
farklı alanda fayda sağlayan çok güçlü bir araç. Pennebaker konunun özellikle
travmalardan özgürleşme ve sorunlarla başa çıkma kısmını ele alarak araştırmalarını
sürdürmüş ve yöntemini de buna göre oluşturmuş.
Kitabın Yazmanın Değerini Anlama başlıklı
kısmından kısaltarak oluşturduğum bir özeti aşağıda bulabilirsiniz. Yazı ve Meditasyonla İçsel Keşif atölye
çalışmalarımda şahit olduğum ve kendi deneyimimde defalarca farkına vardığım “yazma
ve iyilik hali” ilişkisini bir bilim insanının yıllarını vererek somut
verilerle ortaya koyması benim için çok etkileyici. Kitabın tamamını okuduğunuz
zaman, Pennebaker’ın araştırma gruplarıyla yürüttüğü ve MRI, avuç içlerindeki
ısıyı ölçme, bağışıklık sistemini takip etme gibi pek çok yöntemle yazı
yazmanın iyileştirici gücünü test ettiğini göreceksiniz.
YAZMANIN DEĞERİNİ
ANLAMA
(İçinizi Dökün, sf.
101, James W. Pennebaker)
Acaba yazmak neden bu denli yarar sağlıyor? Bu araştırma
macerasına atılmadan önce yazmanın asıl yararının ketlemeyi ortadan kaldırdığı
için olduğunu sanıyordum. Ancak kendi deneyimlerime baktığımda yazmanın çok
daha fazla yarar sağladığını görebiliyorum. Örneğin, üzücü olaylar hakkında yazarak
duygusal olaylara yeni bir bakış açısı getirebildiğimi fark ettim. Başa
çıkamayacağımı sandığım sorunlar kağıda döküldüğü zaman daha küçük ve
halledilebilir göründü. Bir bakıma beni
rahatsız eden olaylar hakkında yazmam, o sorunları çözmeme yardımcı oldu.
Bu sorunların üstesinden geldiğim zaman da artık o konuda düşünmez oldum.
Tamamlama gereksinimi
ve anlam arayışı
Tamamlanmamış konular hakkında düşünmek ve rüya görmek,
psikoloji biliminin uzun yıllardır üzerinde çalıştığı bir konu olmuştur. İnsanların
bir konuyu sonlandırma ve bitirme gibi bir temel gereksinimi vardır. Bu, sabah
giyinirken tüm düğmelerinizi eksiksiz iliklemek kadar basit ya da ana babanız
ve çocuklarınızla olan sorunları sonuca ulaştırmanız gibi karmaşık bir konu
olabilir. Aklımızdan geçen her bir düşünce sonuca ulaştığı zaman, onu
düşünmekten vazgeçeriz.
Tamamlanma duygusuna
en yakın motivasyon, etrafımızdaki dünyayı anlama temel güdüsüdür. Anlama
ve anlam verme gereksinimi büyük olasılıkla tüm omurgalılarda önemlidir. Anlamanın anahtarı ise, birçok kültürde
neyin sonucunda ne olduğunu kavramaktan geçer. O zamana kadar bir türlü
anlayamadığım bir şeyin nedenini bulmuşsam tatmin olmuş hissederim. Oysa Batı
toplumlarında insanların trajedi ve travma açıklamaları neden-sonuç
ilişkisinden oldukça uzaktır. Dünyanın bilinmezlerle dolu olduğu ve olayların
önceden varsayılamayacağı düşüncesiyle birlikte pek çok olayın nedeninin
olmadığı ve tamamlanamayacağı duygusu gelişir.
Ve işte burada sorun ortaya çıkar. Bizler doğal olarak
genelde asla anlamı olmayan ve tamamlayamayacağımız olaylar için anlam bulmaya
ve tamamlamaya çabalarız.
Beyin karmaşık ve
çözüm bulmamış konuları düşünerek kendine eziyet eder. Travmalar hakkında
yazmak ise bir anlam bulmaya yetecek güçlü bir araç olduğu için yararlıdır. Yazmak, kendini anlamayı geliştirir.
21 yıldır çalıştığı petrol şirketinden atılmasıyla birlikte
birdenbire kendini psişik bir girdabın içinde bulan Brian’ın öyküsü buna
çarpıcı bir örnektir. 43 yaşındaki jeolog başına gelen talihsizliği şöyle
yazmıştı:
“Her zaman işimi,
şirketimi ve birlikte çalıştığım insanları çok sevdim. Yirmiyi aşkın yıldan
sonra düşmekte olan petrol fiyatları nedeniyle benim çalıştığım tüm birimin
kapatılacağı bir mektupla bildirildi. Daha ucuz bir eve, hatta belki bir
kasabaya taşınmamız gerekecek. Şirkete, Ronald Reagan’a hatta Suudi Arabistan’a
bile beni bu hale düşürdükleri için kızgınım. Bu çok aşağılayıcı bir durum.
Başkaları işe yaramaz olduğumu düşünecek. Ben de zaman zaman böyle düşünüyorum.
“Geçen ay tüm dünyam
tepetaklak oldu. Benliğim, duygu durumum, zamanım. Yaşamımdaki bir değişikliği
düşündüğüm anda, aklıma değişen diğer şeyler geliyor. Dikkatimi birkaç
dakikadan fazla bir konuda toplayamıyorum. Öfke, depresyon, üzüntü… zaman zaman
bir an için iyimserliğe kapılıyorum. Daha önce hiç tek bir günde bu kadar yoğun
duygu değişimine uğramamıştım. Bu neden oldu?”
Brian’ın durumunda yazmanın yararı oldu. Çünkü yazmak düşünceleri organize etmeye ve
belli bir dereceye oturtmaya yardımcı olmuştu. Yazarken düşünceleri
mecburen yavaşladı. Yazmadan önce düşünceler aklından birbiri ardı sıra geçiyordu. Hiçbir düşünce ya da duygu bir
sonuca ulaşamıyordu. Yazmaya başlayınca belli bir düşünceyi mantıksal sonucuyla
birlikte görmeye başladı. Aslında her geçen gün yazıları ilerledi ve belirli
konuları belli bir düzen dahilinde görmeye başladı. Yazmaya başladığı üçüncü
gün, işsiz kalması ve para kazanamaması ile ilgili endişelerini açığa vurdu;
altıncı gün tüm sorunların ötesinde karısıyla yaşadığı gerginlikler su yüzüne
çıktı; 2,5 hafta sonra profesyonel ve sosyal yetenekleri ve bu yetenekleri yeni
bir iş bulma konusunda nasıl değerlendirebileceği konusunda odaklanmaya
başlamıştı.
Bireyler duygu ve düşüncelerini engelledikleri zaman bunları
kelimelerle ifade etmekte başarısız olurlar. Travmalarını çözüme
ulaştırmadıkları için de onlarla yaşamayı sürdürürler. Bu nedenle travma
hakkında konuşmak ya da yazmak iki taraflı yarar sağlar. Kişiler belirli bir
olayı anlamaya başlarlar ve bu tamamlandığında, artık bu konuda konuşmaya engel
koymak için gereksinim duymazlar.



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder